
Betül Topaklı / Milliyet.com.tr -Akıllara durgunluk veren olay, geçtiğimiz gün Şanlıurfa'nın Siverekilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşandı. Yaptığı devamsızlık dolayı sınıfta kaldığı için okuldan uzaklaştırılan ve sonrasında eğitimine noksan öğretim lisesinde devam Ömer Ket,av tüfeğiyle önceki okuluna gelerek dehşet saçtı. Türkiye’yi içten sarsan olayda saldırgan; dördü muallim, 10’u talebe, arasında biri polis memuru ve arasında biri kantinci bulunmak üzere 16 kişiyi yaralarken, ikna edilmeye çalışıldığı sırada intiharlar edip yaşamına oğullar verdi. Bir eğitimleri kurumuna yönelik şiddetle eyleminin, yalnızca tek “asayiş haberlerii” olarak ele alınamayacak kadar yoğun tek toplumsal kırılmaya hatırlatma ettiğini söyleyen Dr. Klinik Psikolog Pelin Hazer, “Okullar, çocuklar ve gençler için sağlam alanlar olmalıdır. Bu alanlara yönelen saldırılar ise bireysel öfkenin ötesinde, vahim tek ruhsal çözülme ve çoğu zamanlar biriken riskler işaretlerinin gözden kaçırılmış olabileceğini düşündürür. Bu çeşit olayları kıymetlendirirken en muazzam yanlış, tekbaşına tek nedene tutunmak ya da çabuk etiketleme etmektır. Oysa muayenehane açıdan bakıldığında, bu çeşit şiddetle davranışları genelleme uzunluğu tek sürecin, ihmal edilen uyarıların ve çeşitlilik etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkar. Hem bireysel psikopatolojiyi hem da toplumsal bağlamı birlikteki ele eldeetti lüzumir. Bahsi geçen olay, yalnızca tek kişinin ruhsal durumu ile açıklanamayacak kadar çeşitlilik katmanlı. Ancak buna karşın çok kavramları doğrusu kavramak ehemmiyetli” dedi.

Suç kaydı ya da sabıka kaydına rastlanmayan Ömer Ket’in tek aylık evvel Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne da antre için tayin aldığı öğrenilirken, sosyo-psikopatbir yapıya malik olduğu belirtildi. Peki sosyo-psikopat nedir? Bir kişinin sosyo-psikopat olduğu ne şekilde anlaşılır? Halk arasında sıkça kullanılan “sosyo-psikopat” ifadesinin, gerçekten teknik tek tanı olmadığına ilgi çeken Klinik Psikolog Dr. Öğr. Üyesi Pelin Hazer, “Klinik psikolojide ve psikiyatride bunun karşılığı ağırlıklı ‘Antisosyal Kişilik Bozukluğu’ olarak kıymetlendirilir. Bu yapıdaki bireylerde genellikle; başkalarının haklarını hiçe sayma, empati eksikliği, suçluluk ya da pişmanlık duymama, dürtüsellik ve saldırganlık, kaidelara ve toplumsal normlara uyumda güçluk gibi özellikler görülür. Ancak bu özelliklerin birkaçını gösterdi tek kişiye direkt tanı koydu için yeterlilik değildir” uyarısını yaptı.
Alıntı Metni‘SALDIRIYI DUYURMASI, KRİTİK BİR İŞARET’
Ömer Ket’in yaşanan elim hadise öncesinde okulun toplumsal medya platformuna “Hazır olun okulda çok gün sonraları taarruz olacak, amade olun kunduzlar” yazdığı görüldü. Peki saldırıyı önceden duyurması ne manaa gelir? Söz başlıksu bu aktarımın, tehditleri kıymetlendirmesi literaçeşitünde"Leakage" (Sızıntı)olarak adlandırılan eleştirel tek hatırlatma olduğuna ilgi çeken Hazer, “Şiddet eğilimli bireyler, eyleme geçmeden evvel niyetlerini, planlarını ya da fantezilerini direkt ya da dolaylı yollarla çevrelerine sık "sızdırırlar". Bu iletiı üçüncüsü açıdan kıymetlendirebiliriz. İlki, ilgi çekme ve kuvvet gösterisi.Saldırgan, bu aktarımı yaparak dehşet yaymayı, kendisini "kuvvetlü" ya da "ehemmiyetli" hissetmeyi hedeflamış olabilir. Sosyal medya, bu çeşit bireyler için eylemlerini meşrulaştırdıkları ya da büyüterek yansıttıkları tek dekor işlevi görebilir. İkincisi, tek feryat olabilir mi?Her ne kadar hareket korkunçluğu olsa da çok vakalarda bu çeşit noksan tehditler, bireyin durdurulmasına yönelik bilinçdışı tek hayır çağrısı niteliği taşıyabilir. Ancak bu, eylemin sualmluluğunu azaltmaz, yalınce erkenden karışma mekanizmalarının ne kadar hayatiliği olduğunu gösterir” malumatlerini aktartı.

‘DİJİTAL DÜNYADAKİ TEHDİTLER CİDDİYE ALINMALI’
Son iletiın da erkenden uyarıyor sisteminin ehemmiyetine yönelik olduğunu aktaran Pelin Hazer, “Bu çeşit aktarımlar daima "şaka", "ergenlik hezeyanı" ya da "boş tehdit" olarak geçiştirilmemelidir. Dijital ayak izlerinin takibi, mektep güvenliği protokolleri ve aile/çevre duyarlılığı, bu sinyallerin doğrusu okunması ve kolluk kuvvetleri ile nefis sağlığı uzmanlarına vaktinde iletilmesi açısından hayatiliği ehemmiyet taşır” diyerek bu vakanın sayısal dünyadaki tehditlerin ciddiye alınması ve raporlama mekanizmalarının tesirnleştirilmesi lüzumtiğini tek kez daha yüzümüze çarptığını dile getirdi.
Alıntı MetniBİR SALDIRI HABERİ DE KAHRAMANMARAŞ’TAN GELDİ
Ülke olarak Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde gerçekleşen silahlı mektep baskının üzüntüsünü yaşarken, dün tek mektep taarruz haberlerii da Kahramanmaraş'tan geldi. Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu'nda 8. Sınıfta okuyan 14 yaşında tek talebe, evden getirdiği silahlarla okulun ikisi sınıfına girip rastgele yangın ederek, 9 kişinin hayatına kaybetmesine, 13 kişinin yaralanmasına nedenler olan muazzam tek katliam yaptı.
‘BU ÇOCUKLARIN RADİKALLEŞMESİ, İDEOLOJİK DEĞİL’
Radikalleşme üzerine çalışanlar TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Uluslararası Radikalizm Gözlemevi Başkanı Prof. Dr. Hilmi Demir, gençlerin odalarında tekbaşına başlarına derinlemesine daldıkları platformlar ve içeriklerin tesirlerini vurgulayan “yatak odası radikalleşmesi” kavramı üzerine çalışmalar gerçekleştiriyor. Prof. Dr. Demir bu düşünce çerçevesinde başlıkyu şöyle kıymetlendiriyor: “Bu çocukların radikalleşmesi, çeşitlilik ayrıntı bilememekle birlikteki ideolojik değil diğer bunlar tek terörü örgütüne ait olarak radikalleşmiş çocuklar değil. Anladığımız kadarıyla bireysel radikalleşme ve bizim daha çeşitlilik 'yatak odası radikalleşmesi' dediğimiz kavrama elverişli tipolojiler gösteriyorlar. Dolayısıyla bu çocukların geçmişlerine, malumatsayarda ne kadar süresi geçirdiklerine ttesirk etmek lazım. Sonuçta seyrettikleri filmler, diziler, girdikleri toplumsal medya hesapları, platformlar, oralardaki başlıkşmalar bu çocukların radikalleşmesine tesir etmiş olmalı. Hatta etmemesi olası değil. Yani bunlar durup dururken olacak şeyler değil. Belki çocukların travması vardı, okulda neler yaşadı, devamsızlıkları, muvaffakiyetsızlıkları, bunların hepsi sinyaller verir.”
Özellikle ABD'deki vakalarda faillerin eylemleri öncesinde çeşitlilik fazla hatırlatma verdikleri görülüyor. Bazen aileler, bazen eğitimciler, bazen ytesirli makamlar tarafından atlanabilen bu duyarlı detayları vazifeakıf oldu uç kritik. Prof. Dr. Demir, Siverek'teki vakada saldırganın olaydan evvel toplumsal medyada saldırıya ilişkin sinyaller verdiğini anımsatıyor.
Alıntı Metni
FARK ETTİĞİMİZ SİNYALLERİ NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?
“Biz o sinyallerin farkına varıyoruz bununla birlikte 'Bunları ne şekilde önleyebiliriz? Çocuktaki bu şiddetle eğilimini ne şekilde geri döndürebiliriz?' başlıklarında mekanizmalara malik değiliz” diyen Prof. Dr. Demir, “Okuldaki güvenliği artıralım. Polis kontrolünü artıralım. Ama dünyada misaller mevcut. Biz da daha geçen hafta çıkan “Yeni Nesil Çeteler ve Radikalleşme” kitabımızda dünyadaki misalleri inceledik, yapılmış çalışmalara baktık. Orada da benzer şeyi gördük ki uzmanlar 'Aşırı asayiş önlemleri okulu hapishaneye çevirebiliyor bununla birlikte şiddeti önlemiyor' diyor. Dolayısıyla şiddeti engelledi için yalınce polise, yalınce güvenliğe başvuramazsınız. Başka şeyler etmek lazım” ifadelerini kullanıyor ve şöyle detaylandırıyor: “Mesela riskli bölgelerin çözümleme edilip daha sonraları belirleme edilen okullarda riskler çözümleme birimleri oluşturulabilir. Öğretmenlerden, toplumsal bilimlerden, psikologlardan ve polisten oluşan bu birimlere ytesirler verilebilir. Kurumlar arasında haberleşme kuvvetlendirilip malumat aktarımı olası kılınabilir. Hatta lüzumirse başlıkya ilişkin tek kanun çalışması yürütülebilir. Yani bununla mücadeleler için topyekün tek seferberlik ve yeniden yapılanmaya gereksinim var.”
‘ARTIK ESKİ DÜNYA YOK’
“Artık dünyası değişti, çocuklar değişti, nesiller değişti, gençler değişti. Eski dünyası yok. Okullarda eşleri güçbalığı arttı. Çocukların birbirine mukabil şiddeti arttı, şiddetle temayülleri arttı. Psikiyatrik hastalıklar arttı. Hem da bunlar yalınce Türkiye'de değil hepsi dünyada arttı” diyen Prof. Dr. Demir olayın diğer tek açısına daha değiniyor. Dünyadaki değişik misallerde görüldüğü üzere benzeri eylemleri işleyenler, köktenci kesimler ve görüşler tarafından ikonlaştırılabiliyor ve müsait zihinler bundan tesirlenebiliyor: “Bu çeşit olayların en muazzam özelliği şudur. Batı'da gördüğümüz çalışmalar bize hep bunu söyler: Bunlar taklit edilebilecek eylemlerdir ve o yüzden bunların medyadaki görselliklerini da eksiltmek lazım. Şu anda bilmiyoruz; toplumsal platformlarda arkada neler başlıkşuldu. Bunlar kahramanlaşabilir, ikonlaşabilir ve başkalarına ilham vermeye başlayabilir. Haliyle eylemlere ait görüntülerin, eylemin kendisinin medyada gösterilmemesi lazım.”



























English (US) ·